Domuz Gribinden Korunmak için Basit Önlemler

26 Ekim 2009

Domuz Gribi’nden korunmak için basit fakat etkili önlemler:

Mikrobun vücuda girişi yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı, her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir.

Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri yoksa; virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için bazı çok basit önlemleri uygulayabilirsiniz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması.

2. Ellerinizle yüzünüze dokunmayın! (Hands-off-the-face) Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.

3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız. H1N1'in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtiler göstermesi için 2-3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit, ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.

4. Yukarıdaki 3. önleme benzer olarak; Burnunuzun içini günde en az bir kere ılık tuzlu suyla temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunan virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.

5. Narenciye suları gibi C vitamini bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz.

6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz. Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1N1 virüsü midede çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetını devam ettiremez.

Kaynak: Dr.Vinay Goyal, Yoğun Bakım ve Tiroit Uzmanı

İlgili Yazılar:
Grip Aşısı - Kime, Ne Zaman Yapılmalı?
Ölümden öte bütün dertlere çare: Çörekotu
domuz gribinden korunma yolları nelerdir, domuz gribinden korunma yöntemleri, domuz gribinden korunmak için neler yapılmalı

Yazının Tamamı..

Sözde Ermeni Soykırımı Hakkında..

22 Ekim 2009

video

Yazının Tamamı..

İngiltere Gezimde İnternetin Faydaları

19 Ekim 2009

Daha önce bahsettiğim İngiltere gezimde internetten çok yararlandım. İnternetin faydaları hakkında da daha önce bir yazı yazmıştım. Şimdi bu faydalar hakkında, İngiltere gezimi baz alarak gerçek örnekler verme fırsatı doğdu. Bakın, internet işlerimi nasıl kolaylaştırmış:

- Uçak biletimi internet üzerinden satın aldım.
- Uçuşa 24 saat kala check-in işlemi internet üzerinden yapılabiliyor. (online check-in) Bu sayede bütün uçuşlarda oturacağım koltukları kendim seçtim. Doğal olarak hepsi pencere kenarıydı..
- Kalacağım oteli internet üzerinden ayarladım.
- Vize için gerekli prosedürleri internetten öğrendim. Vize başvurusu yapılacak yeri Google Maps'ten aldığım harita yardımıyla buldum.
- Google Maps'ten gideceğim yerlerin haritalarının çıktısını aldım. Bu haritalarda cadde, sokak isimleri ve hatta otobüs duraklarına kadar faydalı bilgiler var. Ayrıca gideceğim yerlerin uydu fotoğraflarına da göz attım.
- Havaalanına gitmek için Havaş'ın yerini ve otobüs kalkış saatlerini internetten öğrendim.
- İngiltere'de bineceğim otobüsü ve saatlerini internetten öğrendim.
- İngiltere'deki hava durumunu internetten öğrenerek yanıma şemsiye aldım, çok da işime yaradı :)

Sonuç olarak; internet, iyi kullanıldığında hayatı kolaylaştırıyor..

Serdar Kocaoğlu - 19.10.2009

Yazının Tamamı..

Cep Telefonu Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

15 Ekim 2009

Cep telefonu alırken nelere dikkat edilmeli?

Cep telefonu alırken nelere dikkat edilmeli?
Cep telefonu alırken veya araştırırken öncelikle telefonda bulunmasını istediğiniz yani olmazsa olmaz dediğiniz özellikleri belirlemekle işe başlayabilirsiniz. Ama öncelikle, son dönemlerin en popüler ve ayırt edici özelliklerine karar vermek seçiminizi kolaylaştıracaktır. Bu özellikleri aşağıdaki gibi 4 ana gruba ayırdım ve her birinde dikkat edilmesi gereken detaylara kabaca değinmeye çalıştım. Bu 4 özelliğe net olarak karar verirseniz telefon seçmeniz çok daha kolaylaşacaktır:

1) 3G:
a) Hızlı İnternet: 3.6Mbps, 7.2Mbps veya daha yüksek hız desteği,
b) Görüntülü Konuşma: Bu özellik için cihazın ön yüzünde de kamera olması gerekiyor,
c) Mobil TV: Bu özellik de her telefonda mevcut değil, ayrıca gsm şebekenizin desteklemesi de şart

2) GPS (Global Positioning System) ve Navigasyon: GPS, uydular yardımıyla bulunduğunuz noktanın koordinatlarını veren Küresel Yer Belirleme Sistemi'dir. Bu koordinatlar telefonunuzdaki harita uygulaması ile birleştirilince yolunuzu ve yönünüzü bulabiliyorsunuz. (Navigasyon denen olay budur.) Genelde bu harita uygulamalarının deneme sürümleri veriliyor, süre bitince bu özelliği kullanmak için para ödemek zorundasınız. (Nokia Maps gibi). Ama Nokia Maps yerine ücretsiz yazılımlar yükleyerek kullanmak da mümkün. Sonuçta telefonda GPS alıcısı olması yeterli.

3) Wi-Fi: Wireless LAN (kablosuz ağ) desteği ile örneğin evinizdeki kablosuz adsl modeminize bağlanarak internete telefondan erişebilirsiniz. İnternet meraklıları için olmazsa olmaz bir özellik bence. Bilgisayarı açmaya gerek kalmadan maillere bakabilir, MSN kullanabilirsiniz. Ayrıca bunun için 3G veya GPRS gibi bir ücret ödemek zorunda da kalmazsınız..

4) Kamera, video, müzik gibi multimedya özellikleri: Kameradan pek anlamam ama çözünürlüğün yanı sıra flaş, zoomlama gibi ihtiyacınıza yönelik diğer teknik özelliklere de dikkat etmeniz iyi olur.
Telefonun hangi video ve müzik türlerini desteklediğine dikkat edin. Ayrıca bu özellikleri çok kullanacaksanız yeterli büyüklükte bir hafıza kartı olmasına dikkat edin. (Bugünkü şartlarda bu en az 4 GB olmalı..)

Bunlar dışında aşağıdaki diğer özellikleri de dikkate almanızda fayda var:

1) Bluetooth, USB bağlantı arabirimleri bulunmalı.
2) Radyo şart.
3) Fm Vericisi: Bu harika özellik sayesinde telefonunuzu bir radyo vericisi haline dönüştürüp, telefondaki MP3'leri arabanızın radyosundan dinleyebilirsiniz.
4) Pdf, doc, xls gibi ofis dökümanlarını açma ve düzenleme desteği.
5) Takvim, ajanda, alarm, hesap makinesi gibi klasik özellikler..
6) Oyun meraklıları oyun özelliklerini araştırabilirler..
7) Cihazın ağırlığı, şekli-şemali ve SAR değeri de dikkat edilmesi gereken önemli ayrıntılar..

Serdar Kocaoğlu - 15.10.2009

İlgili Yazılar:
Cep Telefonu Nasıl Dinlenir?
3G Muhabbeti
3G Nedir, Neler getirecek?
ADSL Abonelerinden Alınan Sabit Telefon Ücreti
112 Acil Yerinizi Biliyor!
cep telefonu alırken nelere dikkat etmeliyiz, hangi özellikler, cep telefonları, nasıl alınır, dikkat edilmesi, bulunması, bilinmesi, gerekenler, özellikler, uydu, gps, harita, map, nokia, samsung, 3g, video, mp3, müzik, sd kart, kaç GB?, ne, neler, ne kadar, internet, görüntülü konuşma, mobil, tv, radyo fm transmitter, wifi, wireless, kablosuz, adsl, bluetooth, usb, 2.0, port, bağlantı, arayüz, interface, hafıza, ram, işlemci, hız, office dosyaları, pdf, doc, xls, txt, ppt, wav, mp4, mpg, takvim, alarm, saat, ajanda, kronometre, oyun, n-gage, kamera, flaş, carl zeiss, 2,3,5 megapixel, MP, tuş takımı, kayan, açılır kapak

Yazının Tamamı..

İngiltere İzlenimlerim..

10 Ekim 2009

heathrow central bus station

Bu haftaki 3 günlük İngiltere seyahatim adaya ikinci gidişimdi. Sabah evden çıkıp akşam başka bir ülkede olmak yine garip duygular yaşattı bana. Uzaklarda bir yerlerde çok farklı hayatlar yaşandığını, farklı gündemler olduğunu yerinde görmek insanı şaşırtıyor. Dünya gözünüzde küçülüyor ve bakış açınız değişiyor..

Ancak bazı farklılıkları bariz bir şekilde görmek insanı üzüyor. Daha uçaktayken bile Ankara, İstanbul ve Londra'yı kuşbakışı izleyerek kıyaslama fırsatım oldu. Bizdeki düzensiz, çarpık yapılaşmanın aksine Londra'daki düzenli yapılaşma ve ahenk bariz göze çarpıyor. Heathrow Havaalanı'ndan çıkar çıkmaz da bu düzenin sadece kuşbakışından ibaret olmadığını hemen anlıyorsunuz..

Orada insanlar planlı ve prensipli bir şekilde işini yapıyor. Kurallara uyuyorlar çünkü kuralların kendileri için olduğunu biliyorlar. Buna en bariz örnek ise istisnasız herkesin emniyet kemeri takması. Bu konu ilk gidişimde de çok dikkatimi çekmiş ve trafikteki onlarca araca dikkatlice bakmıştım, yine baktım ama kemer takmayan hiç kimseye rastlamadım. Bunu alışkanlık haline getirmişler; önde oturan da, arkada oturan da kemerini takıyor, üstelik bunu polis baskısıyla yaptıklarını da hiç sanmıyorum.

Bense bindiğim şehirlerarası otobüste yolun yarısında daha fazla dayanamayıp kemeri çözme ihtiyacı duydum. Türklük damarım mı tuttu yoksa alışmadığımızdan mıdır bilemiyorum ama kemer beni rahatsız etti.. Tabi bu yaptığım doğru değildi ama onlar bunu biraz da hayatı bizden daha fazla sevdikleri için yapıyorlar. Düşündüm de ben hayatı onlar kadar sevemem, benim canım onlarınki kadar tatlı da değil.. Bu meselenin başka bir yönü. Ama kurallara uymaları ve düzenli yaşamaları başarılarının arkasındaki önemli bir etken.

Biz ise saçma sapan gündemlerle, mantıksız tartışmalarla birbirimizi yemekten işimize, gücümüze, okulumuza, derslerimize vs yeterince yoğunlaşamıyor, bu yüzden hiçbir konuda tam olarak muvaffak olamıyoruz. Ne gariptir ki; bu durumun başlıca sebeplerinden biri de İngiliz oyunlarıdır. Tabi bu oyunlar bizim bahanemiz olamaz, birileri oyun oynuyor diye oyuna gelmek mi lazım?

Gittiğim kasabada yollar ve kaldırımlar çok düzgündü. Bizdeki gibi adım başı rögar kapakları veya çukur vs olmayan, balık sırtı kaliteli yolları var. Yolların yıllardır kazılmadığı belli. Benim Ankara'da yaşadığım sokakta ise 5 senede 3 kez asfalt atılmıştır.

Bunları anlatıyorum çünkü bizim neden bunları başaramadığımızı sorgulayalım istiyorum. İngiliz caddelerinde gezerken, "Madem bu yapılabiliyordu, bunu yapan neden biz olmadık?" diye çok hayıflandım. "Demek ki isteyince olabiliyormuş, yapılabiliyormuş" dedim. Umarım asıl derdimi anlatabilmişimdir, yoksa Batı'nın bütün dünyayı sömürerek bu zenginliğe kavuştuğunu da unutmuş değilim. Sapı samandan ayırmak lazım, adamlar ülkelerini güzelce imar edip sistemi oturtmuşlar. Hemşehricilik, bölgecilik, akrabalık diyerek başkalarının hakkını gaspetmeden çalışıyorlar. Bizim de tam olarak yapmamız gereken bu..

Aslında yazmak için not aldığım daha çok şey var ama yazı çok uzadığı için şimdilik bu kadarı yeter..

Serdar Kocaoğlu
10.10.2009

İngiltere Gezimde İnternetin Faydaları

Yazının Tamamı..

Bilim ve Teknolojide Egemen Güçler.. (Murat Yılmaz'ın Yazısı)

09 Ekim 2009

Hiç kitap okumuyor olmamız herhalde en büyük handikapımız. Daha büyük handikapımız hayatı, olayları sorgulamıyor oluşumuz. Acaba hayatı boyunca 150'nin üzerinde kitap okuyan el kaldırsın desem, kaç kişi elini kaldırır? Millet olarak okuduğumuz kitapların yarıdan fazlası okullarda okutulan ders kitaplarıdır. Her ders yılında 10 kitap okutulsa 16 yılda 160 kitap eder. Hayatı boyunca 160'dan fazla eğitim dışı kitap okuyan kaç kişi var acaba?

Yahoo, Google, Facebook gibi şirketleri kuranlar üniversitede okuyan ya da okulunu yeni bitirmiş gençler. Nasıl oluyor da 3-5 yılda böyle bir şirkete, sermayeye sahip oluyorlar?

Bu konuları tartışmadan önce bazı gerçekleri ortaya koymak lazım:

1- Dünya ihracatının %25'ini elinde tutan bir ABD ve kendi ihtiyacının %50'sini ithal eden ve %60 açık veren bir Türkiye

2- New York borsasında el değiştiren para günde 2 trilyon dolar, İstanbul IMKB'de ise el değiştiren para günde 1 milyar dolar

3- ABD'de 2000 civarında üniversite, Türkiye'de 100 sayısını yeni geçtik.

4- Stanford Üniversitesinde yılda araştırmaya ayrılan kaynak, tüm Türkiye'deki yüksek öğrenime ayrılan kaynaktan (Araştırma demiyorum eğitim ve öğretim dahil) yüksektir. Ve işin ilginç tarafı da bu araştırmalara harcanan paraların %65'i Stanford Üniversitesi Vakfı tarafından karşılanmaktadır. Vakfın gelirlerini ise Google, Yahoo gibi dünyanın dev şirketlerinin sahibi mazunlarının bağışları oluşturmaktadır.
Lery Page ve Sergey Brin, Google daha ortada yokken üniversite araştırma bütçesinden 1995 yada 1996 yılı tam hatırlamıyorum aldıkları ilk ödenek 10.000$'dır.

5- İnternetteki verinin %70 civarı ABD sunucularındadır. Türkiye’dekini siz kıyaslayın.

6- 2000 yılında ABD Ulusal iletişim ağı için önde gelen bir kaç firmanın (Intel, Ibm, Sun, Microsoft, Dell vb.) yaptığı karşılıksız bağış miktarı 500 milyon dolardı. Yani şu an ABD'de devasa fiber bilgisayar iletişim altyapısı mevcut. Bu devasa altyapı büyük firmalar ve devlet tarafından desteklendiği için bant kullanımı neredeyse bedavadır.

7- Ülkemizden her yıl 5000 nitelikli gencimiz ABD'ye gitmektedir. Ne yazık ki bunların en az yarısı geri dönmemektedir. Bu sayının yaklaşık 1000 kadarı beyin gücü olarak, geri kalan kısmı ise sermaye olarak ülkemizin en üst grubu gençlerinden oluşmaktadır. 3-5 yıl öncesine kadar bu sayı 10.000 civarında idi. Özel üniversiteler bir bu oranı yarıya düşürmüş durumda.

8- Dünya ticaretinde yani sermayede ve medyada yani reklam sahibi olan şirketler Yahudi menşeili firmalardır. Burada kötüleme ya da siyaset değildir amacım. Yahoo, Facebook ve Google'ın sahipleri olan kişiler de musevi kökenlidir ve aileleri 2. Dünya savaşı öncesi ya da sonrası ABD'ye göç eden Musevilerden oluşmaktadır. Birbirlerini desteklemeleri, birlikte iş yapmaları doğaldır.

10- Dünyaca ünlü ABD firmalarının (IBM, Microsoft, Sun, Cisco, Intel vb) bir çok yönden daha avantajlı olan Türkiye dururken İsrail'de arge ve teknoloji üssü mevcuttur. Sebebini hiç düşündünüz mü?

11- Siz bir milyarder olsanız ve size bir Türk, İngiliz, Çin, Rus, Yunan genci başvursa hangisini desteklersiniz? Her yıl 50.000 Çinli üniversite okumak için ABD'ye gitmektedir. Bir Çinlinin ABD'de ABD kökenli sermaye ile dünya çapında bir firma kurduğunu duydunuz mu? Olsa da oran ne kadardır?

12- ABD kanunlarında, ulusal güvenlik açısından çok önemli olan bilgilerin ülke dışına çıkarılması, izinsiz paylaşılması, satılması yasaktır. Bizim ülkemizde bu tür bir yasa var mı? Adamlar kendileri için bu kadar işi sıkı tutuyorsa biz ne yapıyoruz? Yok öyle şey diyenler, Phil Zimmerman'ın PGP şifreleme teknolojisini karşılıksız internette kullanıma açtığı için ABD'de birkaç yıl hapse mahkum edildiğini okuyabilirler. Rusya-ABD soğuk savaşı yıllarında bilgi hırsızlığı filmlerini hatırlayınız. Bizde neden yok? Zaten önemli bilgi de yok diyebilirsiniz. Adamlar her şeyi zaten biliyor da diyebilirsiniz. Ya da bizim bilgilerimiz şu ana kadar hiç sızdırılmadı da o yüzden de diyebilirsiniz.

13- Dünyaya yön verecek kaç bilim adamımız var, dünyaya yön veren kaç teknoloji şirketimiz var, dünya ekonomisinde söz sahibi kaç global firmamız var?

14- Sözü edilen şahıs ya da firmalar kimler tarafından yönetiliyor? Ülkemizdeki firma kuran kişilerin yüzde kaçı şirketini profesyonel bir yöneticiye teslim ediyor?

Yahudilerin tarih boyunca çok fazla kahramanlık hikayeleri yoktur ancak son 100 yılda ticaret ve bilimde önemli noktalara gelmiş dünyaya yön vermiş insanları çoktur ve halen de yön vermektedirler. Tüm Türk ve İslam alemi Filistin, Azerbaycan ve Bosna'da BM'yi yıllar süren uğraşlarla toplantıya çağırırken, hatta toplayamazken tüm dünya devlet başkanları toplansa da, İsrail kılını bile kıpırdatmamaktadır. Kimse de bir şey yapamamaktadır. Bu etkiyi, gücü buradan görmek mümkün.

Almanya'da doğup matematik doktorasını Budapeşte'de tamamlayan 1930 yılında Rockefeller bursu ile ABD'ye göçen, ilk bilgisayar ENIAC'ı geliştiren John von Neumann, Almanya'da doğup fizik eğitimini Almanya'da tamamlayan, 1940 yılında ABD'de Princeton Üniversitesine geçen Albert Einstein tarihe geçenlerdendir. Albert Einstein ve John von Neumannadları çok geçmese de atom bombasının ABD'de mimarlarındandır. 1939 yılında Rusya ve Almanya, atom bombası çalışmalarında ABD'den daha ilerde idiler. Yahoo, Facebook ve Google'ın kurucuları da dünyanın değişik yerlerinden ABD'ye göçmen olarak yerleşmiş Musevi kökenli ailelerin çocuklarıdırlar. Son 200 yılda Museviler eğitime çok önem verdiler. Zaten ticarette iyilerdi. Sermayeleri de vardı. Sermaye ile beyin gücü birleşince şu anki şirketlerin ortaya çıkması anormal değil. Burada en önemli nokta girişimcilik ruhu.

Tarihte en büyük girişimci millet Yahudilerdir. MIT ve Colombia Üniversitesi'nin 1930'lu yıllarını bir araştırın. Çoğunluğu Musevi kökenli bilimadamlarından oluşmaktadır. Geçmiş yıllarda yayınlanan Akıl Oyunları filmini izleyenler bilirler. Meşhur matematikçi NASH azim ve karalılığını. Adamlar azimli. Belki bazı anlarda kafayı yiyecek olmuş ama Oyunlar teorisi üzerine çalışmaları ile ABD hava kuvvetleri için son derece önemli işler yapmıştır. Biz nasıl ki Coca Cola'nın başına geçen Muhtar Kent'i öve öve bitiremedik. Gurur duyduk. Adamlar da gurur duyuyor ve kendi insanlarını destekliyorlardır.

İlk atom bombası, ilk güdümlü füzeler, ilk bilgisayarlar bu bilim adamları tarafından geliştirilmiştir. Ve hemen hemen hepsi özellikle Avrupa'dan göç etmiş ve çoğu Rockefeller burslarıyla okutulmuştur.

Rockefeller, Carnegie, Syngenta ve Harriman, bu dört vakfın çalışmalarını okumanızı ve yardım yapılan kişiler, kuruluşlar ve vakıfları yaptığı çalışmalarla birlikte incelemenizi tavsiye ederim.

Dünya petrol piyasasına yön veren 7 kız kardeşler olarak nitelendirilen Rockefeller incelenmeye değer. 1950 yılında dünya petrolünü kontrol altına almaya başlayarak "Petrolü kontrol edersen ülkeleri kontrol edersin, gıda ve tarımı kontrol edersen halkları kontrol edersin" politikasını izlemektedirler. Birinci aşama 50'li yıllarda uygulamaya girmiştir. İkinci aşama 70'li yıllarda başlayan genetik ve tohum çalışmalarıdır. Yani bilimsel kısaltması GDO. Ne alakası var diyebilirsiniz. Tarım ülkesi ve İslam ve Türk ülkeleri içinde en gelişmiş ülke olan ülkemizde bile kullanılan tohumların nerede ise yarıya yakını ithal kısır tohumlarla yer değiştirmeye başlamıştır. Yani lisanslı tohum. Belki 50 yıl sonra "benden izinsiz mısır üretemezsin" diyebilirler.

2001 yılında ABD'de genetiği ile oynanarak geliştirilen bir mısır türevini yiyen erkeklerin üreme özelliği yok olmaktadır. Amma da yaptın, bizim elimiz armut mu topluyor ya da biz Türk'üz, bize bir şey olmaz diyebilirsiniz. Ancak realiteler ortada. Türkiye'de tohumculuğu yönlendiren birkaç büyük firma İsrail kökenli. Sevindirici taraf 3-5 yıldır devletin bu konuda bir plan, program ortaya koyması. Az da olsa bazı çalışmalara girişmesi.

Şimdi bir soru sorayım; Microsoft ne kadar vergi veriyor? Bill Gates, 34 milyar dolarlık servetini Melinda Gates vakfına devretti. Bu vakıf vergiden muaf olmak için yılda 1,5 milyar dolar her yıl zorunlu bağış yapıyor. Bu bağışlardan büyük bir kısmı aile planlaması, genetik tohum geliştirme ve kıyamet günü için tohum deposu çalışması için harcanıyor. Bu kısım medyada bahsedilmeyen kısım. İnsanlar daha çok vakfın fakir insanlar ve sıtma ile mücadele ettiğini biliyor.

Bu çalışmalarda belli isimleri bir arada görmek ilginçtir. Ünlü gayrimenkul zengini Warren Buffet’ın 30 milyar dolar şirket hissesini Melinda Gates vakfına devretmesi ise Gates vakfını BM Dünya Sağlık Örgütü kadar harcama yapar konuma getirdi. Bu ikilinin yanında, bu çalışmalarda yine Rockefeller Vakfını görmek çok ilginç değil.

Bizim Anadolu'da oğlunuz ilerde ne olsun diye anket yapsanız, %50'den fazlası devlet memuru olsun der. Sebebi yüksek bir noktayı hedeflemekten çok, her koşulda maaşını alabilmesi, yüz kızartıcı bir suç işlemedikçe işten atılamaması vs. Yani riske girme korkusu. Kararlı ve bilinçli olarak "Okusun ama kendi işini kursun" diyen %10'u geçmez. Bizde hazırcılık, garanticilik! Elin oğlunda ise çalışma ve azim! Bir de para babası dayıları varsa iş daha da kolaylaşıyor. Kendi hemşehrisi dururken Osmanlı'nın torununu patron yapacak hali yok ya!

Siz yine adamlar kuralına göre oynuyor diyeceksiniz. Evet kuralına göre oynanıyor. Kuralı koyanlar kimler acaba? Ona bakmak lazım. En basiti Birleşmiş Milletler. IMF, Dünya bankası, Nato. Şu anki işlevlerini tarafsız olarak, vicdanınızda değerlendirin. Bu kuruluşları destekleyen, fonlayan, yön veren liderleri değerlendirin. Adamlar İran'a ambargo koyuyorlar, bunlarla iş yapanı yakarım diyorlar. İran'ın dış ticaretinin %30'unu taşeron ABD firmaları yapmaktadır. ABD sadece İran'a giren bilgisayar mikroişlemcilerini durdursa İran'da teknoloji 50 yıl geriye gider. Ya da istese bir gecede İran sunucularının internete erişimini engelleyemez mi? Bence engeller. Ama tüm dünya internetin geleceğini sorgulamaya başlıyacağı için yapamaz.

Bazı konularda çok şüpheciyiz, çok milliyetçiyiz. Bazı konularda ise o kadar saf ve dikkatsiziz ki.. 1,5 yıl önce askerde Avrasya enerji politikaları üzerine 16 tane kitap okudum. Bir çoğu 500 sayfanın üzerinde kalıplı kitaplar. Bırakın yabancıları, kendi devlet adamlarımızın, kendi şirketlerimizin son 50 yılda yaptıkları hataları, yanlışlıkları, kendi çıkarları ya da beceriksizlikleri yüzünden yaptıkları ya da yapamadıklarını görünce, elin oğlu dünyanın öbür ucundan elini sallaya sallaya gelip birçok konuda bizim istikbalimizi ipotek altına alınışını okuyunca bazı şeyler çok ütopik gelmiyor. Kurallar onların ülkesinde kendi insanları ve çıkarları için geçerli. Kanlı Elmas filmini izleyen çok kişi vardır. Bir taş uğruna binlerce masum Afrikalı'nın dünyanın gözü önünde canına nasıl kıyıldığını anlatıyor. Bir de filmini çekip para ile izletmekteler. Yıllarca Hollywood filmlerinde Rusya'ya karşı ABD'yi desteklemedik mi? Rocky filminde Rocky yensin diye, Armagedon filminde ABD dünyayı kurtarsın diye gözyaşı dökmedik mi?

Burada hiçbir milleti kötüleme ya da birilerini göğe çıkarma değil amacım. Dünyada her şeyin göründüğü gibi toz pembe olmadığını, dikkatli ve bilinçli bir şekilde olaylara bakılması gerektiğini vurgulamak istedim.

- Ülkemizde milyonlarca kişi özel bilgilerini Facebook, Msn vb sunucularda elin oğluna teslim ederken; ülkemizin, güvenlik politikaları adına Youtube'u kapatmaktan başka politikasının olmaması beni düşündürüyor.

- Elin oğlu kendi meşrebine ait vatandaşlarına çaktırmadan dünya üzerinde söz sahibi olması için imkanlar, ortamlar oluştururken, benim devletimde, milletimde bunların yapılamaması beni üzüyor. Burada gemi kaptanı olmakla, gemi sahibi olma meselesini karıştırmamak lazım.

- Rus ajanları Çeçen kökenli eski askerleri ülkemizde kurşunlarken milletimizin ve devletimizin kılını bile kıpırdatmayışı düşündürüyor.

- 1. Körfez Savaşı'nda Irak ordusunda kullanılan Mirage 2000 uçaklarının kodlarını Fransızlar ABD'ye vererek Irak uçaklarının tek bir füze bile atamadan yüzlerce uçağın havaalanından bile kalkamadan yok edilmesini düşünüp acaba bizim F16'lar ne yapar? düşündürüyor.

- Irak'ta, Afganistan'da, Bosna'da, Azerbaycan'da, Filistin'de olanları görünce daha çok çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Yüzyıllardır batının Afrika ve Amerikadaki yerlilere yaptıklarını düşününce bu adamların programla mail adresi toplama, Windows backdoor ile bilgileri sızdırması, Msn ve Facebook konuşmalarını CIA ile paylaşmaları, bir savaş durumunda F16'ların kodlarını devre dışı bırakmaları vs..

Texaslı kovboyların karnesine bakınca 100 defa düşünmek gerekir. Milletimin geçmişteki gücünü kazanarak tekrar dünyaya adalet dersi vermesini umut ediyorum.

Murat YILMAZ
www.banadersanlat.com

NOT: Ülkemizin değerli bilişimcilerinden Murat Yılmaz'ın güzel dileklerine katılıyor, bu güzel yazısını yayınlama isteğimi geri çevirmediği için kendisine teşekkür ediyorum.. Serdar Kocaoğlu - 09.10.2009

Yazının Tamamı..

Grip Aşısı Kime, Ne Zaman Yapılmalı?

06 Ekim 2009

grip ve grip aşısıSonbahar geldi grip virüsü de kol gezmeye başladı. Gribin önüne geçmenin etkili yollarından birinin grip aşısı olduğunu belirten uzmanlar, "Bu aylarda yapılacak grip aşısı ile kışı daha rahat geçirebilirsiniz" diyor.
Grip, "influenza" virüsünün solunum yoluyla insan vücuduna girmesiyle oluşan ve salgınlara yol açan bir enfeksiyon hastalığı. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, grip her yıl dünya nüfusunun yüzde 5'ini etkiliyor. Gribin ülkemizde genellikle hafife alındığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko, "Neden olacağı yan etkiler sonrasında özellikle ileri yaştakiler, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi baskılanan kişilerde ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlar doğurabiliyor" diye uyarıyor. Dr. Hakko, grip aşısının kime, ne zaman yapılacağı ve etkileri hakkında merak edilen sorulara cevap verdi.
Haberin devamı

NASIL BULAŞIR?
Gribe neden olan influenza virüsü; hasta veya taşıyıcı kişilerin hapşırması ya da öksürmesi yoluyla kolaylıkla bulaşabilir. Virüs bulaşmış ellerle temas etmek veya öpüşmek de yine bu virüsün geçmesine neden olan diğer faktörlerden. Ayrıca grip hasta veya taşıyıcı kişinin tuttuğu kapı kolu, telefon ahizesi veya havlu gibi ortak kullanım eşyalarından da bulaşabiliyor. Hasta kişilerden çevreye saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğine sahip olması, bulaşıcılığı daha da artırıyor. Hasta kişinin kapalı bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri virüsün bulaşması açısından risk altına sokuyor.

Bu nedenle grip ev, iş yeri, okul, kreş ve toplu ulaşım araçları gibi kapalı mekanlarda çok kolay bulaşıyor. Virüsü kapmış ancak henüz belirgin yakınmaları olmayan, bir başka deyişle taşıyıcı kişiler de hastalığı bulaştırabiliyorlar. Eğer kişinin bağışıklık direnci güçlüyse, gribi hafif bir ateş yükselmesi ve halsizlik ile birkaç gün süren kuru öksürükle ayakta da geçirebiliyor. Bu kişiler iş ve sosyal ortamdan kopmadıkları için de virüs kolaylıkla başkalarına bulaşabiliyor.

TEDAVİ EDİLİRSE 1 HAFTADA, EDİLMEZSE 7 GÜNDE GEÇER “Grip tedavi edilirse bir haftada, edilmezse 7 günde geçer” sözünden de anlaşılacağı üzere, bu hastalık kendi kendine de düzelebiliyor. Dolayısıyla grip, bağışıklık sistemi güçlü olan insanlarda genellikle endişe edilecek tablolara neden olmuyor. Gribal enfeksiyonda yatak istirahatının yanı sıra, gerektiği durumlarda yakınmaları hafifletmeye yönelik tedaviler de uygulanmaktadır. Örneğin ateş düşürücü ilaçlar verilebilir, kas veya eklem ağrılarını gidermek amacıyla ağrı kesicilerden yararlanılabilir. Yeni çıkan bazı ilaçlar da, ilk belirtilerin başlamasından sonraki 24 - 48 saat içerisinde alındığında, gribin daha kolay atlatılmasını sağlıyor. Bağışıklık sistemi güçlü olan çoğu insan için 5- 7 gün yatak istirahatı ve bol sıvı alımı bile yeterli oluyor.

TEDAVİDE SIK YAPILAN HATALAR
Halk arasında antibiyotiklerin gribal enfeksiyon üzerinde etkili olduğu yönünde yanlış bir inanış var. Ancak antibiyotikler bakteriler üzerinde etkili oldukları için grip tedavisinde hiçbir yarar sağlamazlar. Üstelik zararlı etkilere de sahip olabilirler. Solunum sistemimiz, bünyesinde yararlı bakterileri de barındırıyor. Gelişigüzel kullanılan antibiyotikler ise zararlı mikropları vücudumuzdan atmakla görevli olan bu bakterileri yok edebiliyor. Bunun sonucunda virüsler vücudumuza kolaylıkla girebiliyor ve çeşitli hastalıklara neden olabiliyor. Dolayısıyla, antibiyotikler hiçbir zaman hekim önerisi olmadan alınmamalı.

ÖLDÜRÜCÜ OLABİLİR Mİ?
İnfluenza virüsünün yol açtığı bir solunum sistemi hastalığı olan grip; aniden 39 - 40 dereceye kadar çıkan yüksek ateş, aşırı halsizlik, kuru öksürük, baş ağrısı, şiddetli kas ve eklem ağrılarıyla insanı yatağa düşürebilecek kadar ağır seyredebiliyor. Bu hastalık tablosuna kimi zaman bulantı, nadiren de kusma eşlik edebiliyor. Kuru öksürüğe balgam eklendiği takdirde çok dikkatli olunması gerekiyor. Bu belirti, gribin arkasından zatürree gelişebileceğine işaret edebiliyor. Dolayısıyla, özellikle balgamlı öksürüklerde zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak, yaşamsal önem taşıyabiliyor.

HANGİ HASTALIKLARA DÖNÜŞEBİLİR?
Grip, dikkat edilmediği takdirde larenjit, farenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabına dönüşebiliyor. Sonbahar ve kış aylarında çocuklarda görülen orta kulak iltihaplarının yaklaşık yüzde 30-35‘inin nedeni olabiliyor. Daha da önemlisi; zatürree, menenjit, beyin ve kas iltihabı gibi yaşamı tehdit eden veya ölümle sonuçlanan hastalıklar da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle, özellikle risk grubundaki kişilerin salgın mevsiminden önce grip aşısı yaptırmaları çok önemli.

GRİP AŞISININ ETKİNLİĞİ
Grip aşısı inaktive edilmiş influenza virüslerinden veya antijenlerinden yapılıyor. Aşı uygulandıktan sonra bağışıklık sistemi aşıdaki inaktif virüse karşı antikorlar oluşturuyor. Daha sonra, aktif virüsle karşılaşıldığında, önceden oluşmuş antikorlar enfeksiyon oluşumunu önlüyor veya ağır hastalık riskini azaltıyor.

NE ZAMAN YAPTIRMAK GEREKİYOR?
Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerekiyor. Aşının etkisinin ortaya çıkması için aşağı yukarı 2-3 haftalık bir süreye ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla, grip aşısı için en uygun zaman sonbahar, özellikle de Eylül ve Ekim ayları.

HERKESE YAPILABİLİR Mİ?
Aşı, 6 aydan küçük bebekler, hamileliğin ilk 3 ayı içerisindeki anne adayları, yumurta ve tavuk proteinlerine alerjisi olan kişiler dışında herkese yapılabilir. Ayrıca, 38 derece üstünde ateşi olan hasta kişilerde, aşı uygulamasının ateş düştükten sonra yapılması gerekiyor.

AŞI TEKRAR EDİLMELİ Mİ?
Grip aşısında tek doz yeterli oluyor. Daha önce hiç grip aşısı yaptırmamış olan 8 yaşından küçük çocuklarda ise aradan en az 4 hafta geçtikten sonra ikinci doz aşılama yapılması gerekiyor. Grip aşısının her yıl tekrarlanması gerekiyor. Bunun nedeni ise, virüslerin her yıl kendilerini değiştirdikleri için, bir önceki yılın aşısının sonraki yıl koruyucu özelliğini yitirmesi. Genellikle 2 -3 hafta sonra etkili olmaya başlayan grip aşısının koruyuculuk süresi de 6 - 12 ay sürüyor. Aşının koruyuculuğu ise karşılaşılan virüsle aşının içerdiği antijenik yapının uyumuyla ilişkili. Aşıdaki antijenler virüsle ne kadar uyumluysa, korumanın da o kadar iyi sağlandığını belirtiyor.

HER YAŞTA AYNI KORUYUCULUĞA SAHİP Mİ?
Grip aşısı ile koruyuculuk, 65 yaş altındaki sağlıklı erişkinlerde yüzde 70-90 gibi yüksek oranlarda seyrediyor. İleri yaşlarda bu etki yüzde 30-40 oranında azalmakla birlikte, hastalığın hafif geçirilmesi sağlanıyor. Yapılan kısıtlı sayıdaki çalışmalara göre, grip aşısının çocuklar üzerindeki koruyuculuk oranı ise yüzde 22-91 arasında değişiyor. Ancak antijenik yapıda büyük değişiklikler meydana gelmişse koruma etkisi tüm yaş gruplarında azalıyor veya aşı tamamen etkisiz hale geliyor.

YAN ETKİLERİ VAR MI?
Grip aşısının damar yoluyla verilmemesi gerekiyor. Aksi takdirde çeşitli komplikasyonların gelişebiliyor. Grip aşısı başka bir bölgeye yapılmak kaydıyla diğer aşılarla beraber de uygulanabiliyor. Aşı sonrası nadiren hafif geçen nezle türü bir tablo oluşabiliyor. Aşı yapıldıktan sonra enjeksiyon bölgesinde ender görülse de; kızarıklık, şişlik, morarma, ateş, kırıklık, titreme, yorgunluk, baş ağrısı, terleme, kas ve eklem ağrıları gibi yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Çok rahat tolere edilebilen bu yan etkiler de 1-2 gün içinde kendiliğinden geçiyor. Ancak bu yan etkilerin dışında başka bir şikayet oluştuğu takdirde mutlaka bir doktora başvurulması gerekiyor.

KİMLER GRİP AŞISI OLMALI?
Birincil risk grupları
65 yaş ve üstündeki kişiler (özellikle huzur ve bakım evlerinde kalanlar)
Kronik hastalığı olanlar: Kalp damar sistemi hastaları; akciğer, karaciğer ve böbrek hastaları; romatizma hastaları, diyabet hastaları ve endokrin sisteme ait hastalıkları olanlar
Bağışıklık sistemleri baskılanmış kişiler: Kanser hastaları, organ ve kemik iliği nakli yapılanlar
6 aydan büyük çocuklar
Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuklar ve gençler
Hamileler (ilk üç aydan itibaren) ve emziren anneler

İkincil risk grupları
Birincil risk grubunda yer alanlarla yakın temasta olanlar
Sağlık personeli (doktorlar, hemşireler vs. )
Sık sık özellikle yurtdışına seyahat edenler
Gribin tıbbi ve ekonomik olumsuz etkilerinden korunmak isteyenler (öğretmenler, iş adamları, sporcular, askerler, üretimde çalışanlar.)
Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/

Domuz Gribinden Korunma Yolları
Ölümden öte bütün dertlere çare: Çörekotu

Yazının Tamamı..


Bu Sayfayı Facebook'ta Paylaş

YUKARI